İyi yaşamı yeniden tanımlayabilir miyiz? Çok uzun zamandır Güzel Yaşa – İyi Yaşa – Keyifli Yaşa – Uzun Yaşa gelişmelerini izliyor ve küratörlük yapıyorum. Enteresan bir şekilde hayatımıza ilişkin sağlık-gelişim konuları o kadar hızlı dönüştü ki, “trend” sözcüğü üzerine yapıştı. Her alanda olduğu gibi iyi ve güzel ekosisteminde de okur yazar olmak çok önemli.
Son haftalarda taradığım onlarca yerli yabancı haber, araştırma notu ve resmi doküman tek tek okunduğunda ayrı ayrı çarpıcıydı. Aslında birlikte ele alındıklarında çok daha güçlü bir şey söylüyorlar. Sanki dünya, iyi yaşamak dediğimiz meseleyi yeniden tarif etmek için yoğun bir çabaya girişmiş. Zararın neresinden dönersek kardır, değil mi!…
Açın iyi yaşam haber akışlarını, başlıklar dağınık… Birkaç örnek vereyi; menopozda protein ihtiyacı – lif tüketiminin geri dönüşü – takviyelerde doz uyarıları – uyku düzeni süresinden daha önemli olabilir – mikro egzersizlerin uzun yaşam üzerindeki etkisi – çocuklarda ekran süresi -ergenlerde ruh sağlığı – Avrupa’da kozmetik regülasyonları – obeziteyle mücadelede yeni ulusal planlar…
Haber okuması için bazen hatta çoğunlukla haberden-haberlerden uzaklaşmak gerekir. “Zoom in Zomm out” gibi düşünün. Bu haberlerin hiçbiri aynı değil, ama tamamı aynı toplumsal ihtiyaca işaret ediyor. Nedir bu: Daha sağlıklı, daha huzurlu ve sürdürülebilir yaşam. Belli ki, farkına olmadan kolektif bir mücadele içindeyiz.
Daha fazla, daha daha fazla!…
Galiba sonunda “Daha fazlası daha iyidir” yaklaşımı çözülüyor. Daha fazla protein, daha fazla vitamin, daha fazla egzersiz, daha fazla ölçüm… Uzun süre iyi yaşamın dili buydu.
“Doğru” sözcüğü dikkatimi çekiyor, dozu giderek artıyor: Doğru doz, doğru zaman, doğru bağlam. Umuyorum diğer yönde yolun sonuna geldik, biraz da bunu deneyelim şeklinde bir pazarlama trendi değildir.
Gördüğüm o ki, iyi yaşam bireysel disiplin meselesi olmaktan sosyal toplumsal bir sisteme evriliyor; uyku düzeninden çocuk beslenmesine, fiziksel aktiviteden stres yönetimine kadar pek çok başlık artık toplumsal, çevresel ve politik çerçevede ele alınıyor. WHO’nun okul çağı çocukları için yayımladığı rehberler ya da Türkiye’nin obezite ve fiziksel aktivite eylem planları bu dönüşümün açık göstergeleri.
İyi yaşam neden bu kadar zorlaştı?
Teknoloji sayesinde çok şey öğrendik, her öğrendiğimiz ilerleme olabilir mi? Örneğin, uyku uygulamaları, adım sayarlar, kan testleri, takviye pazarları… Bilgi arttıkça huzur artmadı. Aksine, çoğu insan “doğruyu yapamama” stresini daha yoğun yaşıyor.
Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar, bugün, “nasıl yaşamamız gerektiğini” biliyoruz.
Ne yiyeceğiz, kaç saat uyuyacağız, nasıl spor yapacağız, hangi vitaminin neye yaradığını… Biliyoruz hepsini!
Yine de tarihte hiç olmadığı kadar yorgun, kaygılı ve kararsızız. Neden? Bu çelişki, haber seçkisinin alt metninde çok net görülüyor. Çünkü iyi yaşam, bir süre sonra performans alanına dönüştü. Daha iyi uyumak bir “başarı” kriteri oldu. Daha çok hareket etmek bir “hedef”e dönüştü. Daha sağlıklı beslenmek bir “kontrol listesi”ne sıkıştı.
İnsan bedeni ve zihni kontrol listeleriyle mi çalışıyor? Hiç sanmam! Doğal ritim neyimize yetmiyor…
“İyi yaşamayı başaramama” kaygısı
İyi yaşam dünyasında en çok idealize edilen konu uyku. “7–8 saat”, “kesintisiz”, “derin”, “mükemmel” uyku… İhtiyacımız olan mükemmel uyku yerine “tutarlı” uyku olmasın. Her gün farklı saatlerde yatıp kalkmak, bedeni sürekli küçük “jet lag” haline sokuyor. Sonuç; yorgunlukla birlikte stres hormonları, iştah düzeni, bağışıklık sistemi ve ruh hali üzerinde olumsuz etki. Kırılma noktası önemli, uyku, “ideal hedef” değil, hayata entegre bir alışkanlık… Daha normal diyelim…
Giyilebilir teknolojiler, yaşamımız sürekli optimize edilmesi gereken bir proje adeta. Yarın öbürgün “iyi yaşamayı başaramama” kaygısıyla kavrulacağız.
Söylemleri yumuşatma zamanı. Teknoloji dediğimiz bir destek aracı. Veri ise yargılamak için değil; “fark etmek” için kullanılmalı.
Büyük planlar değil, küçük adımlar
Uzun yaşam (longevity) salt genetik, pahalı testler ya da radikal programlarla ilişkilendirilmemeli. Küçük değişimlerin büyük etkileri oluyor, ben değil uzmanlar diyor: Günde birkaç dakikalık ek hareket yapalım, oturma süresini biraz azaltabiliriz, sebze tüketimini mütevazı biçimde artırabiliriz, uyku saatlerini daha düzenli hale getirebiliriz. Zor değil, yaparız biz bunu.
Yaşam koşulları zaten çok zor, iyi yaşam anlatısını bir an önce değiştirsek iyi olacak; hedef kusursuz olmak değil. Hedef, hayatın içinde kalırken, biraz daha iyi hissetmek. Ulaşılabilir rutinler hepimizi huzurlu kılacak.




